|
Aikido Nedir ?
Aikido, Morihei Ueshiba (1883-1969) tarafından geliştirilmiş
bir Japon savaş sanatıdır. O''Sensei Ueshiba, yaklaşık 900
yıllık Daito Ryu Aikijutsu tekniklerini, kendi aydınlanma
yolunda kazandığı anlayışıyla yoğurarak farklı bir savaş
sanatı olan bugünkü aikido formunu ortaya koymuştur.
Aikido Japonya''da 20. yy'ın ilk yarısında doğmuş ve
geliştirilmiştir. Ueshiba 19.yy sonlarında küçük bir
kasabada doğmuş, çok küçük yaşlardan itibaren Budoya ilgi
duymaya başlamıştır.
Budoyu öğrenmek amacıyla tüm ülkeyi karış, karış dolaşmış,
devrin en büyük ustaları ile ilişki kurup onların
öğrencileri olmuştur.
Savaş sanatlarının tamamını kısa sürede öğrenmiş ve ustalık
mertebesine ulaşmıştır.
Özellikle KITO ve DAİTO RYU AİKİJUTSU sanatları ile ülkenin
kılıç geleneğini sürdüren YANGU ailesi ustalarından
öğrendiği KENDO (kılıç sanatı ) son derece ilgisini çekmiş
ve bu dallarda yoğunlaşmıştır. Judonun doğuşuna da tanık
olmuş, gelişmesine çok katkıda bulunmuştur.
Ancak bu genç adam her Budo dalında uzmanlaşmasına rağmen
sürekli bir eksiklik duygusu içerisindeydi ve bu
çalışmalardan tatmin olmamaktaydı.
Sonunda kendini felsefeye ve daha sonraları dine verdi ve
bir gün gerçeğe, aradığı noktaya ulaştı. Sevgi ve uyum,
barış ve şefkat-in "yol" u Aikido doğmuştu. Tamamen yeni
olan bu öğreti, savaşlara karşı doğayı ve yaratıcının tüm
varlıklarını korumaya yönelik, doğayla, evrenle bir bütün
olma sanatıydı ve Budo''nun tamamının üzerinde yer
almaktaydı.
Aikido çok kısa zaman içinde tüm Japonya''da duyuldu ve
yaygınlaştı. Şu sıralar Japonya da 1300''e yakın
üniversitede ders ve bir spor branşı olarak okutulmaktadır.
1. Dünya savaşında dahi yayılma hızı düşmeyen Aikido,
savaştan sonra yakınlaşan Japonya-ABD ilişkileri ile ABD'ye,
oradan da Avrupa sıçramıştır.
Batıda Aikido barışçıl ruhu, Oryantal felsefesi ve bitmek
tükenmek bilmeyen estetik teknikleri ve doğal egzersiz
yöntemleriyle özellikle entelektüel kesimce ilgi görmüş ve
hemen hemen tüm Avrupa ve Güney Doğu Asya ülkelerinde aynı
hızla yayılmaya başlamıştır
Boyutları sadece düşmanı öldürmenin ötesine ulaşmış ve bir
çok öğeyi kucaklayarak günlük yaşama dönüşmüştür. Ölüm
yollarından yaşam yollarına doğru geçiş yapmıştır.
Gelişimi O'' Sensei Morihei Ueshiba''nın -1969- ölümünden
etkilenmeksizin sürmüş ve sürecektir. Pek çok dünya
ülkelerinde 7''den 70''e kadın, erkek ve de çocuklar
tarafından yapılmaktadır.
Tarihçesi
Aikido, Morihei Ueshiba (1883-1969) tarafından geliştirilmiş
bir Japon savaş sanatıdır. O''Sensei Ueshiba, yaklaşık 900
yıllık Daito Ryu Aikijutsu tekniklerini, kendi aydınlanma
yolunda kazandığı anlayışıyla yoğurarak farklı bir savaş
sanatı olan bugünkü aikido formunu ortaya koymuştur.
Aikido Japonya''da 20. yy'ın ilk yarısında doğmuş ve
geliştirilmiştir. Ueshiba 19.yy sonlarında küçük bir
kasabada doğmuş, çok küçük yaşlardan itibaren Budoya ilgi
duymaya başlamıştır.
Budoyu öğrenmek amacıyla tüm ülkeyi karış, karış dolaşmış,
devrin en büyük ustaları ile ilişki kurup onların
öğrencileri olmuştur.
Savaş sanatlarının tamamını kısa sürede öğrenmiş ve ustalık
mertebesine ulaşmıştır.
Özellikle KITO ve DAİTO RYU AİKİJUTSU sanatları ile ülkenin
kılıç geleneğini sürdüren YANGU ailesi ustalarından
öğrendiği KENDO (kılıç sanatı ) son derece ilgisini çekmiş
ve bu dallarda yoğunlaşmıştır. Judonun doğuşuna da tanık
olmuş, gelişmesine çok katkıda bulunmuştur.
Ancak bu genç adam her Budo dalında uzmanlaşmasına rağmen
sürekli bir eksiklik duygusu içerisindeydi ve bu
çalışmalardan tatmin olmamaktaydı.
Sonunda kendini felsefeye ve daha sonraları dine verdi ve
bir gün gerçeğe, aradığı noktaya ulaştı. Sevgi ve uyum,
barış ve şefkat-in "yol" u Aikido doğmuştu. Tamamen yeni
olan bu öğreti, savaşlara karşı doğayı ve yaratıcının tüm
varlıklarını korumaya yönelik, doğayla, evrenle bir bütün
olma sanatıydı ve Budo''nun tamamının üzerinde yer
almaktaydı.
Aikido çok kısa zaman içinde tüm Japonya''da duyuldu ve
yaygınlaştı. Şu sıralar Japonya da 1300''e yakın
üniversitede ders ve bir spor branşı olarak okutulmaktadır.
1. Dünya savaşında dahi yayılma hızı düşmeyen Aikido,
savaştan sonra yakınlaşan Japonya-ABD ilişkileri ile ABD'ye,
oradan da Avrupa sıçramıştır.
Batıda Aikido barışçıl ruhu, Oryantal felsefesi ve bitmek
tükenmek bilmeyen estetik teknikleri ve doğal egzersiz
yöntemleriyle özellikle entelektüel kesimce ilgi görmüş ve
hemen hemen tüm Avrupa ve Güney Doğu Asya ülkelerinde aynı
hızla yayılmaya başlamıştır
Boyutları sadece düşmanı öldürmenin ötesine ulaşmış ve bir
çok öğeyi kucaklayarak günlük yaşama dönüşmüştür. Ölüm
yollarından yaşam yollarına doğru geçiş yapmıştır.
Gelişimi O'' Sensei Morihei Ueshiba''nın -1969- ölümünden
etkilenmeksizin sürmüş ve sürecektir. Pek çok dünya
ülkelerinde 7''den 70''e kadın, erkek ve de çocuklar
tarafından yapılmaktadır.
O
Sensei

Aikido'nun
kurucusu olan Morihei Ueshiba, 14 Aralık 1883 tarihinde
şimdi Tanabe olarak bilinen Wakayama bölgesinde bir çiftçi
ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Beş çocuk içindeki
tek erkekti. Babası Yoroku'dan bir samurayın kararlılığını
ve içişlerine olan ilgisini, annesinden ise sanat, din ve
şiire olan ilgisini aldı. Küçüklüğünde Morihei hasta ve
zayıf bir çocuktu. Bu yüzden dışarıda oynamak yerine evde
kalmayı tercih etti. "En no Gyoja" ve "Kobo Daishi" adlı
azizlerin göz kamaştırıcı efsanelerini dinlemeyi severdi.
Budist inanışlarından etkilenirdi. Hatta bir zamanlar bir
Budist rahip olmayı bile düşündü. Oğlunun bu tür
hayallerinin önüne geçmek için babası ona "Kichiemon"
adındaki ve zamanının en güçlü samuraylarından olan
büyük-büyük babasının hikayelerini anlatırdı. Onu Sumo
güreşi yapması ve yüzmesi için cesaretlendirirdi.
12 yaşlarındayken babası, yerel konsey üyesi Yoroku,
köylerinin en belirgin şahsiyetiydi. "Şehrin zorbaları" diye
adlandırılan, babasının siyasi muhalifleri, sık sık
tartışmak için evlerine gelir; bazen de bu tartışmalar
oldukça kızışır çirkin hakaretlere, bağırışlara dönüşürdü. O
günlerde küçük Morihei ruhunun bu tartışmalarla dağlandığını
hissetmekte ve ne pahasına olursa olsun, kuvvetlenip bu
saldırgan insanları evlerinden dışarı atacağına yemin
etmektedir.
Büyüdükçe balıkçılık öğrendi ve köyünün yıllardır sürmekte
olan sınır problemini halletti. Bu başarısı ile çevresinde
tanınmaya başladı. Artık babası için baş ağrısına dönüşen
işleri de, o çözmeye başlamıştı. Tam delikanlılığı
yaşıyordu. Bükülmez bir ruhu, yorulmak bilmez bir çalışma
gücü vardı eğer başkaları diğerlerinin iki misli
çalışıyorsa, o dört mislini yapıyordu. Başkaları 40 kg
taşıyorsa, o 80 kg taşıyordu. Onun tez canlı huyu kendisini
yerel bir "pirinç pişirme" yarışmasında gösterdi. Bu yarışma
esnasında kullanılan balyozun garip , uzatılmış şekli,
ağırlığı ve karışımın soğumadan istenilen kıvama gelmesi
için gerekli darbeyle dövülmesi gereği, ortaya zorlu bir
yarışma çıkartıyordu. Yarışmada on tane güçlü rakibi
olmasına rağmen hepsini yendi, hatta sonunda taş çanak
kırıldı. Katıldığı diğer yarışmalarda da aynı sonuca
ulaşınca, artık halk, yarışmaya katılıp da çanakları
kırmasın diye ona şeref misafirlerine uygulanan biçimde çay,
kurabiye ikram edip yarışma sahalarından uzak tutmaya
çalışıyordu.
1901'de 18 yaşında, büyük bir tüccar olan amcasıyla Tokyo'ya
gitti. Savaş sanatlarına karşı olan ilgisini keşfetti. Kito-ryu
dojosundaki Ju Jutsu ve Shinkage Ryu'daki kılıç
çalışmalarını çok sevdi. Ama maalesef, ciddi bir beriberi
hastalığı onu evine geri dönmeye zorladı. Burada Itogawa
Hatsu ile evlendi.
Rus-Japon savaşı sırasında sağlığını kazandıktan sonra
orduya yazılmak istedi. Beş feet'in (yaklaşık 153 cm) hemen
altında olan boyu nedeniyle gerekli minimum şartları
sağlayamadı. O kadar üzüldü ki boyunu uzatmak için ormana
gidip ağaçlara asıldı. Sınavı geçmek için ikinci denemesinde
başarılı oldu ve 1903 yılında piyade olarak orduya katıldı.
Görev esnasında komutanları tarafından beğenildi ve komutanı
kendisini Ulusal Ordu Akademisine tavsiye etti. Ancak
çeşitli nedenlerle o, bunu reddetti ve aktif görevden istifa
etti.
Morihei evine çiftliğe döndü. Ordudaki çalışması sırasında
güçlenmişti ve şimdi fiziksel eğitimini devam ettirmeye
istekliydi. Babası ona çiftlikte bir dojo inşa etti ve onu
eğitmesi için tanınmış Jujitsu ustası Takaki Kiyoichi'yi
davet etti. Bu süre boyunca genç Morihei daha da güçlendi ve
yeteneği olduğunu keşfetti. Aynı zamanda politik işlerle de
daha çok ilgilenmeye başladı. 1912 baharında, 29
yaşındayken, o ve ailesi Hokkaido'ya taşındı. Birkaç yıllık
mücadeleden sonra küçük köy refaha ermeye başladı. Ueshiba
inanılmaz kaslı olmuştu, öyle ki kollarında sahip olduğu
kuvvet efsanevi olmuştu.
Hokkaido'daki bu zamanda Daito-Ryu Aiki Jutsu'nun büyük
ustası Sokaku Takeda ile karşılaştı. Takeda ile
karşılaştıktan ve kendisinin onunla boy ölçüşemeyeceğini
anladıktan sonra Ueshiba herşeyi bıraktı ve kendini
antrenmana verdi. Yaklaşık bir ay sonra Shirataki'ye geri
döndü, bir dojo inşa etti ve Takeda'yı daha sonra onun da
kabul edeceği gibi orada yaşamaya davet etti.
Takeda, son derece sert mizaçlı bir adamdı ve öğrencilerinin
en küçük hatasını bile affetmez, onlara olmadık eziyet
ederdi, ancak Morihei buna aldırmaz yemeği, yorgunluğu
unutur; tüm dikkatini derslere verirdi. Bu gerçeğin bugünkü
Aikido ile yakın ilişkisi vardır. O zamanlarda Budo dersi
gören öğrenciler öğrendikleri her teknik için öğretmenlerine
üç yüz ile beş yüz yen (bir yen yaklaşık yarim dolar)
civarında bir ücret öderdi. Buna ek olarak o hocasına, odun
kesmekte, su taşımaktadır. Eğitimin sonunda ailesinden ona
kalan tüm sermayeyi, bu eğitimde harcamış bitirmiştir.
1919'un baharı sonlarında babasının çok hasta olduğuna dair
bir telgraf alır ve bunun üzerine her şeyini, hocası
Takeda'ya hibe edip Hokkaido'dan ayrılır.
Tren evine ulaştığında ilk duyduğu şey Omotokyo adında yeni
bir dinin lideri olduğunu söyleyen Onisaburo Deguchi'den
bahsedildiğiydi. Morihei babası için yapılabilecek en iyi
şeyin Omotokyo dininin merkezi olan Ayabe'ye gidip,
babasının sağlığı için rahiplere başvurmak olduğunu düşündü.
Küçüklüğünden beri ruhani olaylara, dinlere büyük ilgi
duyar, ailesi de onu desteklerdi.
Rahip Deguchi'yi dinledikten sonra ruhunun derinliklerinde
bir şeylerin sıkıştığını hisseder. Tekrar Tanabe'ye eve
döndüğünde babası artık hayatta değildir. Ömründe en sevdiği
insanın ölümünü karşılarken içinden de manevi kilitleri
kırmaya, çalışmalarını ilerletip Budo'nun sırrına
ulaşacağına yemin etti. Bu olaydan sonra yaşantısı tamamen
değişti. Bazen beyaz bir giysiyle bir kayanın tepesinde
oturuyor, bazen bir dağın tepesinde diz çöküp dua ediyor,
sürekli Shinto dualarını okuyordu. Onu tanıyanlar son derece
endişeliydi ve delirdiğini düşünüyorlardı.
1919 sonlarında Deguchi'yi hatırladı ve ailesini de
toplayarak Ayabe'ye taşındı. Kalbini aydınlatan ışığı
bulmuştu. Ayabe'de dağ eteğinde bir eve yerleşti ve 1926'ya
kadar bir taraftan Ju Jutsu teorisi üzerine yoğunlaşırken
bir taraftan Deguchi ile fiilen çalıştı.
Çalışmaları ilerledikçe hasmının niyetini önceden sezen bir
tür altıncı duyu geliştirdi.
1925 baharında bir gün bir kendo (kılıç sanatı) hocası
Morihei'yi ziyaret ederek öğrencisi olmak istediğini
iletmişti. O gün bir konuda tartışırlarken tartışma büyüdü
ve bir kendo karşılaşması yapmaya karar verdiler. Adamın
yaptığı her hamle boşa gidiyor, kendisi büsbütün savunmasız
kalıyordu. Saatler sonra yorgunluktan perişan olmuş durumda
maçı bıraktı. Morihei'ye tek bir kılıç darbesi dahi
değmemişti. Bütün hamleleri daha yapılmadan önce "görüyor"du.
Morihei bu maçın yorgunluğu üzerindeyken yakındaki Japon
hurması ağacı yetişen bir bahçeye gitti. Tam yüzündeki teri
silerken daha önce hiç hissetmediği bir duyguyla karşı
karşıya olduğunu fark etti. Ne yürüyebiliyor ne de
oturabiliyordu. Büyük bir şaşkınlık içerisinde yere kök
salmış gibiydi.
O Sensei'nin Ayabe'de yaşadığı günlerde Deguchi her
buluştuğu insana O Sensei'nin evini kastederek "benim
yanımda büyük bir savaşçının cehennemi var" derdi. Belki de
bu yüzden evi değişik insanlarca ziyaret edilirdi. Amiral
Seikyo bunlardan biriydi. İlerde donanma ile önemli irtibat
sağlayacak, daha sonraları O Sensei'nin Tokyo'ya taşınmasına
önayak olacaktır. Devrin önemli şahıslarından Hidetaro
Kubota, Yukota Otsuki, Sogetsu Inagaki, Gınzo Oshikawa,
Yoichiro Inoue onun öğrencileriydi. Kubota (şimdiki adı
Nishimura, Judo 6.dan) o sıralar Waseda Üniversitesi'nde
öğrenciydi. Judo'da çok önemli biriydi ve tanıdıklarını
Aikido öğrenmeleri konusunda teşvik ediyordu. Kenji Tomiki
ve Nobubumi Abe de bunlardandır.
O Sensei'nin çalışmaları artık iyice yaygınlaşmıştı.
Tokyo'dan dönüşünde Osaka ve Kyushu'ya gitti. Sürekli bazı
davetlere koşup duruyordu. Bununla beraber hala yerleşik bir
çalışma yeri, bir dojo'su yoktu. Wasaburo Asono adında bir
adam Deguchi'nin yanında etkileyici bir pozisyonda
çalışıyordu ve Amiral Asano onun kardeşiydi. Asano, O Sensei
ile tanıştı ve onun bu sanatı pek çok kişiye sunmaya davet
etti. İlişki kurduğu insanlardan biri de sınıf arkadaşı
olan, budo'ya gönül vermiş Amiral Isamu Takeshita idi. O
Sensei'yi Tokyo'ya davet etti ve bir gün bir iş adamı olan
Kiyoshi Omeda'nın villasında buluştular. O Sensei ile aynı
huy ve duyguları paylaşıyordu ve onun ilk sponsoru oldu.
Bundan sonra O Sensei'yi sık sık Tokyo'ya davet etti. Bir
gün bu davetlerden birinde Kont Gonnohyoe Yamamoto da
bulunmuş üstadın kargı kullanma üzerine gösterdiği hünerini
hayretler içinde izlemişti. Bu olayı diğerleri izledi ve
dönemin en seçkin şahsiyetleri bu kurslara katılmaya
başladılar. Bu arada Aoyama sarayında hepsi Judo ve Kendo'da
5.Dan ya da üstü dereceye sahip olan İmparator muhafızlarına
da 21 günlük özel bir kurs düzenlendi. Ichizaemon
Morimura'nın villasında geçici dojo kuruldu. Değişik
çevrelerden seçkin gruplar bu dojo'yu ziyarete gelmeye
başladılar. 1927 başlarında O Sensei ailesiyle beraber
Ayabe'den Tokyo'ya taşındı.
O Sensei, Deniz Akademisi'ne öğretmen olarak davet edildi;
artık deniz kuvvetlerinin çoğu öğrenci ve öğretmeni ondan
ders alıyordu. Ünlü Kikugoro dahil olmak üzere hemen tüm
birinci sınıf aktör ve dansçılar, Aiki vücut hareketlerini
öğrenmek için derslere katılıyordu. Yeni katılımlar gittikçe
artmıştı. Bunların arasında üstadın çocukluğundan beri
tanıdığı Yoichiro Inoue; Tokyo dojosunun ilk deshi'si 6.dan
judocu Takeshi Nishimi, Hisao Kamata, Kikuo Kaneko ve
diğerleri vardı. Artık yeni kayıt mümkün değildi. Tekrar
Shiba Takanawa'ya taşındı ancak bu evde altı ay içinde
tamamen dolmuştu. Sonunda tam bir dojo ve O Sensei için bir
ev üzerinde karar verildi ve derhal bunu gerçekleştirmek
üzere bir komite kuruldu. Mejiro tepesinde tutulan oldukça
büyük bir ev inşaat bitene kadar geçici ev ve dojo olarak
kullanılacaktı.
80 minderli yeni dojo Nisan 1931'de "Kobukan Dojo" adı
altında Ushigome (şimdiki adı Shinjuku) Wakamatsucho'da
açıldı. Bu açılışla beraber O Sensei Aikido'nun amaç dışı ve
yanlış kullanılmasını engellemek amacıyla bir dizi kesin
kural koydu. Müracaat eden yeni öğrencilerin karakterlerini
inceliyor uygun görmediklerini kabul etmiyordu. Herhangi bir
ilan vermedikleri halde dojo çok kısa bir sürede büyüdü. Bu
sıralarda otuz-kırk civarında son derece canlı ve yürekten
Aikido çalışan öğrenci, uchideshi, vardı. Hemen hepsi yüksek
derece judo ve kendo'dan gelmekteydi ve 80 kg'ın
üzerindeydiler. Bunlar öyle yoğun ve canla başla Aikido
çalışıyorlardı ki kısa sürede Dojo'nun adı "Ushigome'nin
cehennem dojosu" na çıktı. Öğrenciler dojo'nun kendi
dünyasında, gerçek dünyada olup bitenlerden tamamen uzak bir
ortamdaydı. Bu azimli, meraklı öğrenciler O Sensei'nin
nezaretinde Aiki'nin sırlarını araştırıyor ve daha yüksek
bir hayat görüşüne kavuşuyordu.
13 Ekim 1932'de ""Budo Zenginleştirme Kurumu" (Budo
Sen'yokai) kuruldu. O Sensei onun başkanıydı. O sıralarda
enerjik genç öğrenciler edinmek için Tamba eyaleti,
Takeda'da 150 minderli yeni bir dojo kurulmuştu. O Sensei o
yakınlarda, Takeda'da eski bir ev alarak burayı kurumun
merkezi haline getirdi.
O Sensei'nin son derece sıkı çalışmalara bizzat katıldığını
bilenler sıklıkla dojo'yu ziyarete geliyordu. Şayet
sponsorlarca desteklenmiyorsa gösteriye yönelik hiçbir
harekete ve bunu izlemek için seyirci toplanmasına izin
vermediği gibi sair zamanlarda da laubali, kötü kılıklı,
ayakta yahut kollarını kavuşturmuş olarak izleyenleri derhal
dojodan dışarı attırırdı. Büyüyen Aikido topluluğunun
eşliğinde O Sensei tekniğin yanlış kullanılmasına karşı
önlemler almaya başladı. Öğrenci seçimi için daima en az iki
kaliteli kişiden tavsiye istiyordu. Bazı öğrenciler yaşlı,
bazıları ülkenin en ileri gelenlerinden, bazıları budo
üstatları ve bazıları da çok önemli şahısların çocukları
olduğundan günlük ders saatleri dışında pek çok özel ders
saati de ayrılmıştı. Deshi'ler hemen hemen hiç dinlenmeden
çalışmak zorundaydı.
O Sensei çalışmalarda Aikido'yu tüm diğer budo'ların
üzerinde tutuyordu. Nitekim kendilerine kısa bir kendo
eğitimi verilen Aikido öğrencileri girdikleri bütün kendo
müsabakalarını kazanmışlar, imparatorlukça verilen kupaları
O Sensei'ye getirmişlerdi. Budo alanında çalışan herkes
artık açıkça Aikido'yu tanıyor, kendo ve judocular
çekinmeden dojo'yu ziyaret ediyordu. 1939'da "Kobukan Dojo"
"Kobukai Vakfı"na dönüştü ve resmen 1940'da onaylanarak
başına Isamu Takeshita getirildi.
Şehir içindeki merkez dojonun kuruluşundan sonra O Sensei
daha rahat edebileceği bir yer aramaya başlar, budo ile
birlikte bahçe işleri ile de uğraşabileceği, bugün "Ibaraki
Aikido Dojosu" olarak bilinen Iwama şehrindeki Ibaraki
banliyösüne yerleşir. O Sensei'nin ısrarla arzuladığı "Aiki
Mabedi" böylece kurulmuş olur. Daha sonra 40 minderlik bir
dojo 72500 m lik arazinin bir köşesine kurulacaktır. Tapınak
kısa zamanda Aikido için kutsal bir yer haline gelir. Savaş
sırasında üstat burada tarımla uğraşır, savaş sonrasında
eski öğrenciler yine etrafına toplanmaya başlar ve Aikido
tekniklerinin kusursuzlaştırılması çalışmaları yine sürer
gider. Savaş sırasında tüm yetenekli Aikidocuların sağa sola
dağılmasına rağmen Kobukai merkezinde Talimat Departmanı
olan O Sensei'nin oğlu Kisshomaru Ueshiba başkanlığında ve
Kisaburo Osawa tarafından yürütülüyordu. Değişik yerlerde
kurslar da veriliyordu. Savaştan sonra çalışma seferberliği
dönemi ve bununla birlikte tüm budo aktivitelerine yasaklama
kararı geldi. Tüm budo faaliyeti artık kanun dışı
sayılmaktaydı. Tekrar doğuş umudu ile yeniden organize
olunacağı gün beklenilmeye başlandı. Hazırlık konseyi Tokyo
Marunochi'de Tokiwa villasında resmen 22 Kasım 1945'te
içlerinde Prens Konoe'nin de olduğu 53 kişi ile toplandı ve
vakfın adı "Aikikai" olarak değiştirilerek seçim yapıldı.
Yeni vakıf 2 Şubat 1948'de onaylandı ve Aikido hareketi
sessiz ama dimdik yeniden doğdu.
2.Dünya Savaşı ardından değişen dünya ile Aikido yönetimi
politikasında da esaslı değişiklikler ortaya çıkmıştır.
Japon Eğitim Bakanlığı yeni budo'yu tanımış, Aikikai vakfını
(Zaidan Hojin Aikikai) Aikido sanatının gelişmesine
vakfedilmiş ulusal bir kurum olarak resmen tescil etmiştir.
O Sensei Morihei Ueshiba organizasyonun yönetimi, sanatın
yayılmasının kontrolü gibi hemen her şeyin sorumluluğunu
oğlu Kisshomura'ya devretmiş kendisi de Aikido üzerinde
düşünsel boyutta büyük adımlar atmak üzere Tokyo dışındaki
Aiki Mabedi'ne çekilerek yalnız kalmayı tercih etmiş,
Aikido'nun kendisi üzerine çalışmalara koyulmuştur. Ortaya
çıkardığı bu hareketin ruhsal odak noktası kendi inşa ettiği
bu mabetti. Mabedi "Aikidonun ebedi muhafızları" olarak
gördüğü şinto tanrılarının ruhlarına adamıştı. İnanılır ki
1969'da ki ölümünden sonra onunda ruhu bu mabette, onların
yanında yerini almıştır.
|